ASTIM RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR

 Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ağır astımı olan hastalarda krizlerin bir türlü düzelmemesi veya düzeldikten sonra tekrar başlaması da o kişinin ruhsal durumunu bozduğunu söyleyerek “Kronik ve ağır astımı olanlarda psikiyatrik kontrol gerekiyor” dedi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ANKA'ya yaptığı açıklamada psikolojik faktörlerin astım krizlerinin düzelmesini geciktirdiğini söyledi. Prof. Dr. Küçükusta, uygun ilaç tedavilerine rağmen astımları bir türlü kontrol altına alınamayan hastalarda psikolojik sıkıntıların, ruhsal problemlerin olup olmadığının araştırılması gerektiğini ifade ederek “Bu sadece erişkinler için değil çok küçük çocuklar için de geçerli” dedi.

Ağır astımı olan hastalarda krizlerin bir türlü düzelmemesi veya düzeldikten sonra tekrar başlamasının da o kişinin ruhsal durumunu bozduğunu bildiren Prof. Dr. Küçükusta, “Kronik ve ağır astımı olanlarda psikiyatrik kontrol gerekiyor. Çünkü bu kişilerde panik atak, depresyon, kişilik bozuklukları gibi çeşitli ruhsal hastalıklara çok sık rastlanıyor” diye konuştu.

 

Anka Haber Ajansı

DİKKAT GENLERİMİZLE OYNANIYOR

Türkiye'de "parmak çocuk" vakalarında gözle görülür bir artış var... Peki, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünler Türkiye'de yaygın olarak nelerde var? Cevap: Mısır, soya, pamuk ve kolza... GDO'lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları ise öteden beri biliniyor... Şimdi dikkat! Bu besinler sütten, bebek mamasına kadar 1600 gıda maddesi içinde katkı maddesi olarak kullanılıyor!


GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA DENEYLERİ

Cumhuriyet Gazetesi'nden Özlem Güvenli'nin haberi şöyle:

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın (GDO) Türkiye'ye girişinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı genelgesine göre yasak olmasına rağmen bu konu ile ilgili kesin bir veri yok. Çünkü yurtdışından gelen hammaddeler ve işlenmiş gıdalar bakanlığın açıklamasına göre "mevzuat eksikliği nedeniyle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın Türkiye'ye girip girmediği resmi olarak" bilinmiyor. Ama GDO'ya Hayır Platformu'nun geçen yıl Arjantin'den ithal edilen mısırda ve yerli bir bebek mamasında yaptırdığı analizler, GDO'lu olduklarını kanıtladı.

Genetiği Değiştirilmiş Organizma'lı ürünlerin zararlarını ortaya koymak için insanlar üzerinde yapılmış bir deney henüz yok. Dünyada bu konuda analizler yapan 2 bilim adamı var. Bunlardan biri yaptığı analizlerin sonuçlarını kamuoyuna açıkladığı için görev yaptığı Rowett Araştırma Enstitüsü'ndeni görevinden kovuldu.

 İskoç doktor Arpad Pustza, GDO'nun zararlarını ortaya çıkarabilmek için fareleri genetiği değiştirilmiş patateslerle besledi. Farelerin sindirim sistemlerinde bozulma , bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma, tüm iç organlarında küçülme belirledi. Pustza, bu deneyini enstitü müdürü ile paylaştı. İkisi de insanları bu konuda bilgilendirmek gerektiği noktasında birleşti. Pustza, halkı bilgilendirdikten bir gün sonra işinden oldu...

Diğer araştırma da da Rusya Bilim Akademisi'nden Dr. İrina Ermakova tarafından yapıldı. Üç grup fare üzerinde deney yapan Ermakova, bir gruba GDO'lu soya, bir gruba normal soya, bir grubu da normal gıdalar verdi. Bu denemesini 3 kez yineledi. Çünkü şoke edici sonuçlara ulaşmıştı. 3 denemenin sonucunda da benzer sonuçlar çıkınca 2005 yılında bilimsel bir konferansta deneyinin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

Bu deneyden çıkan sonuçlara göre;

GDO'lu soya ile beslenen anne-babalardan olan farelerin yüzde 56'sı doğumdan 3 hafta sonra öldüler.

Normal soya ile beslenen anne-babadan doğan farelerin ölüm oranı yüzde 9,

Normal gıdalarla beslenen farelerde ölüm oranı ise yüzde 6 oldu.

Yani GDO'lu soya ile beslenen farelerin yavruları 10 kat daha fazla ölüyordu. Ayrıca GDO'lu soya ile beslenen anne-babaların yavrularının yüzde 36'sı normal ağırlığının çok altındaydı. (Not: Bugün Türkiye'de de "parmak çocuk" doğumlarında gözle görülür bir artış var.
 
Hürriyet


MARUL SİNİRLERİ GEVŞETİYOR

C vitamini deposu olan, bağırsakları çalıştıran marulun sinirleri gevşettiği saptandı. Özellikle akşam yemeklerinde salata olarak tüketilmesi tavsiye edilen marulun, gün içinde yaşanan stresi önlemede etkili olduğu da belirtildi. Uykusuzluğu gideren marul sinirlere iyi geldiği için çarpıntıyı da gideriyor bu anlamda kalp hastaları için de tavsiye ediliyor. Marulun daha önce belirlenen faydaları arasında ise şunlar yer alıyor: kabızlığı önlüyor, hazmı kolaylaştırıyor, kandaki şeker miktarını düşürüp, kanı temizliyor. Nekahat devresinin kolay atlatılmasına yardımcı oluyor.

 

ZEYNEP ARSLAN

Beslenme ve Diyet  Uzmanı

CEP TELEFONU VE BEYİN TÜMÖRÜ İLİŞKİSİ

Dünya çapında bir salgınla, yani bir pandemi ile karşı karşıyayız. Hem de gelmiş geçmiş tüm virüsleri kıskandıracak boyutta bir salgınla.

Ama bu pandeminin sebebi ne grip… ne HIV…ne hepatit B… ve ne de bir başka virüs. Sözünü ettiğim salgın cep telefonu pandemisi.

Ülkemizde 35 milyon kişinin cep telefonuna sahip olduğu ileri sürülüyor. İçecek ayranı olmayanların ve ilkokul çocuklarının bile ‘cebi’ olduğuna göre, doğrudur herhalde. Dünyada ise 3 milyardan fazla insanın cep telefonu olduğu hesaplanıyor ve bu gidişte yakın bir gelecekte ‘cebi’ olmayan kalmayacak yeryüzünde.

Ceplerin ne kadar işe yaradığını, hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını, hatta kimi zaman can kurtarıcı bile olabildiğini… herkes biliyor. Ancak, bu mucize aletlerin ‘bilinçsiz ve aşırı kullanımının’ sağlığımızı ciddi şekilde etkilemesi de muhtemel.

Cep telefonları, 900-1800 MHz arasındaki mikrodalgaları bir anten aracılığı ile alan ve yayan düşük enerjili bir tür küçük radyolardır. Bu mucize aletlerin, yarattıkları ‘elektromanyetik radyasyon’ ve lokal ısı ile sağlığımızı etkilemelerinden endişe duyuluyor. Bu konuda yapılmış pek çok epidemiolojik ve deneysel laboratuar araştırmaları var.

Mesela, kedi ve tavşanlar üzerinde yapılan araştırmalar, cep telefonlarının beynin elektrik aktivitesini değiştirebileceklerini, hücrelerin çoğalma hızını, enzim aktivitelerini ve hatta genleri etkileyebileceklerini gösteriyor. Bu bulguların insanlar için ne kadar geçerli olduğu tam belli değil. Henüz sinek küçük , ama mide bulandırıyor.

Cep’ Beyin Tümörü İlişkisi

Cep telefonları en fazla beyin tümörlerine sebep olmakla suçlanıyorlar. Gerçi cep ile bu tümörler arasında bir ilişki olmadığını gösteren araştırmalar da var ancak, bunun aksini iddia edenler de var. İşte bunlardan birkaçı:

İki yıl önce İsveç’ de yapılan bir araştırmada ‘cep’ ile 2 bin saatten fazla konuşanlarda beyin tümörü riskinin hiç cebi olmayanlara göre yüzde 240 fazla olduğu belirlenmişti.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından da desteklenen ve İngiltere ve Almanya’ da yürütülen araştırmalar da ‘glioma’ türü beyin kanseri riskinin 10 yıldan uzun süre cep kullananlarda yüksek olduğunu gösteriyor.

Bir başka araştırmada ise ‘akustik nörinoma’ isimli selim beyin tümörlerinin cep sahiplerinde 4 misli fazla olduğu sonucuna ulaşıldı.

Tabii ki her cep telefonu kullanan beyin kanseri olmuyor ve olmayacak da. Tıpkı ‘sigara-kanser ilişkisi’ gibi. Her sigar içen kansere yakalanmadığı gibi, kanser ancak yıllar sonra gelişiyor. Mesela, 10 yıldır sigara içenlerde akciğer kanseri sıklığı, hiç içmeyenlerden çok farklı değildir, ama bu araştırma 20 yıldan fazla zamandan beri sigara içenlerde yapıldığında akciğer kanserlilerin yüzde 90’ ının sigara tiryakisi olduğu ortaya çıkar.

Benzer şekilde, beyin tümörlerinin gelişimi için de 15-20 yıllık bir süre geçmesi gerekir. Oysa, ceplerin kullanımı ancak son 10, hatta 5 yıl içinde çok yaygınlaştı ve yoğunlaştı. Uzun vadedeki etkileri gösteren bir araştırma yok ne yazık ki.

Çocuklar Büyük Risk Altında

Beyin tümörü bakımdan, özellikle çocuklarımız büyük risk altında. Cep kullanma yaşının anaokulu seviyesine indiğini ve giderek de arttığını… ve daha da artacağını göz önüne alacak olursak çocuklarımızın beyin tümörü için ne büyük bir risk altında oldukları apaçık ortaya çıkar. Üstelik, hayatımıza giren elektromanyetik alanların da giderek arttığı bir çağda.

Buna bir de, çocukların kafa taslarının erişkinlere göre daha ince olmasını (bu daha fazla radyasyona maruz kalmak demek) ve çocuklarda bölünen hücrelerinin daha çok olmasını (bu, bölünen hücreler kanserojen faktörlere daha duyarlı demek) da eklerseniz tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılır.

Gelelim Neticeye

Cep, herkes ama özellikle çocuklar ve hamile hanımlar için çok ciddi bir tehlike. Mümkün olduğu kadar kısa konuşun. Kullanmadığınız zaman üzerinizde taşımayın. Açık telefonu yastığınızın altına, başucunuza koymayın, hatta yatak odasında bile bulundurmayın. Ararken bağlantı sağlanana kadar telefonu kulağınıza dayamayın. Konuşurken de telefonu kulağınıza olabildiğince uzakta tutun; daha iyisi kulaklık kullanın. Uzun konuşmalarda kulak değiştirin. Sinyal azken aramayın ve konuşmayın.

Tabii bir de, ‘birileri’ çocukların cebe özendirilmelerine ve cep reklâmlarında kullanılmalarına hemen dur demeli.

 

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA

İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları AD

Sağlığın Sesi

PASİF İÇİCİLER DİKKAT

Amerikalı araştırmacılar, pasif içiciliğe maruz kalan insanlarda, bir tür akciğer hastalığı olan kistik fibrozis hastalığının artmasına neden olan bir gen saptadılar.

Journal of the American Medical Association'da yayımlanan araştırmada, bilim adamlarının, kalıtımsal olan bu hastalığa yakalanan insanlarda yaşam süresini kısaltan ve akciğer fonksiyonlarını zayıflatan bir gen varyasyonu ortaya çıkardığı belirtildi.

Araştırmacılar, pasif içiciliğe maruz kalan, TGFbeta1 geni varyasyonu bulunan insanların akciğer fonksiyonlarındaki bozulmanın pasif içiciliğe maruz kalmayanlara oranla iki kat fazla olduğunu kaydetti.

2000-20006 yılları arasında, 188'i pasif sigara içicisi 812 kişi arasında yapılan araştırma, bu kişilerin akciğer kapasitelerinde yüzde 10 azalma meydana geldiğini ortaya koydu.

 

TRT